Kopyacı

Kopya çekmekte üstüme yoktur.Konuya pat diye girdim ama böyle bir yetenek nasıl süslenip püslenip sunulabilir ki:) Çok gurur duyulacak bir şey değil ama çok da utanmıyorum açıkçası.Hatta hiç utanmıyorum çünkü bu yeteneğimin sayesinde bakın kocaman bir yazı yazıyorum :)
Ortaokulda üç çok yakın kız arkadaştık, yazmıştım.Bu kızlardan biri(ben olmayanlardan biri) çok başarılıydı.Okulun en çalışkanıydı hatta.Üçümüz birlikte oturuyorduk ama sınav dönemleri yan sınıflardan sıra getirilip iki kişi oturtuluyorduk.Bu da sorun olmaya başlamıştı çünkü her ikimizde bu en çalışkan arkadaşımızla oturmak istiyorduk.En sonunda baktık olacak gibi değil sınıftan çok sevdiğimiz ve sıkıcı kopyacı birini seçtik.Sen dedik Ayçayla oturacaksın.Çocuk uçtu tabi havalara.
Daha öğretmen sınıfa girmeden biz yeni sıra getirip oturumu ayarlıyorduk.Bunun iki sebebi vardı:
-Öğretmen çalışkan arkadaşımızı değil bizlerden birini ayırabilirdi.Bu durumda bir kişi çok şanslı diğeri çok şanssız olacaktı.
-Ayçayı ayırsa bile bizden çok uzaklara alabilirdi.Oysa hemen ön sıramıza yerleştiğinde sınavlar iki grup değilse biz de Ayçadan yararlanabilirdik.Hatta Ayça o kadar çalışkandı ki kendi sorularını bitirip bizim sorularımıza bile göz atabilirdi.
O zamanlar soruların iki grup olarak hazırlanma modası(!) başlamıştı.A ve B grubu olarak hazırlanıyordu sorular.Böylece yanyana oturan iki kişinin soruları farklı oluyordu.Çocuğa dedik ki kağıtları değiştirme senin görevin.E biz sana koskoca Ayçayı vermişiz kağıtları da değiştir artık:) Kabul etti zaten o değiştirmese biz hayatta değiştiremeyiz.Benim kopya tekniğim(puhaha) yeni fikir bulma, sıraya yazma olduğundan kağıt değiştirme gibi atraksiyonlara hiç girmedim:)
Kağıtlar dağıtılırken çocuk kağıtları değiştiriyordu böylece Ayça ve kendi kağıdı aynı oluyordu.Ve elbette ben ve arkadaşımda aynı kağıda sahip olduğumuzdan soruları beraberce çözüyorduk.
Bir keresinde fen bilgisinden sınav olacağız.Ben ve arkadaşım öyle çalışmamışız, öyle anlamıyoruz ki bari defterdeki soruları ezberleyelim dedik.Ayça da sular seller gibi biliyor.Hatta bizi çalıştırmaya çok uğraştı ama o kadar bilmiyorduk ki defterdeki soruları ezberleme fikrini o da destekledi sonunda.
Sorular dağıtıldı, kağıtlar değişildi.Amaaan bir de ne göreyim hoca soruları defterdeki soruları rakamları değiştirerek sormuş.Bi gayret başladım yapmaya.Yapamadıklarımda yanımdaki arkadaşa döndüm , ben yaptıklarımı ona gösterdim filan.Sonuçta seksenin üstünde alacağımız kesin.Ama bir soru var ki ikimizde yapamamışız.Ayçaya soralım dedik.Ayçayı dürttük bir de ne görelim kızcağız ter içinde yardımcı olamayacağını kendi sorularıyla uğraştığını,çok zorlandığını söyledi.Şaşırdık tabi.
Meğer kimya öğretmeni iki bölüm yaptığı soruların bir bölümünü defterden hazırlamış diğer bölümünü ise bir kitaptan.Ama o diğer bölüm gerçekten çok zormuş.Sınav sonuçları açıklandığında sınıfın yarısı çok yüksek not alırken diğer yarısının dökülmesinden de bu daha net anlaşılıyordu.O sınavdan biz iki kafadar seksenbeş almıştık ,Ayça ise elli almıştı:))
Lisede Ayça fen lisesine gitttiğinden başbaşa kalmıştık.Birgün yine tarihten sınav olacağız ama kimse tarihleri ezberleyemiyor.Bizim hocada tarih konusuna takık.Yani savaşın kimlerle, neden olduğunu bilsen, sonuçlarını yazsan ama tarihi yazmasan sorunun yarısını doğru sayıyor sadece.Ne yapalım ne yapalım derken aklıma bir fikir geldi.
Tarihleri ve savaşları İngilizce olarak yazdım tahtaya.Savşları ve olayları tenefüste isimlendirdim ve tahtada tüm sınıfa anlattım.Örneğin karakaya savaşı olsun mesela(uydurdum) blackrock yazdım ya da Malazgirt diyelim firstwar yazdım tarihleri ise onehundredseventyone(1871) olarak yazdım.Bu tip yanyana yazımlar sonrası karmaşık İngilizce bir metin ortaya çıktı.Tarihçiye de bunu İngilizce hocası yazdırdı , tahtada kalması gerekiyormuş dedik.
Sınav boyu herkes kafasını kaldırıp kaldırıp tahtaya baktı:)) Bu kısmı düşünmemiştim elbette:) Tarihçi durumdan şüphelendi ama öyle saf öyle iyi niyetli biriydi ki "bu tahtada ne var herkes buraya bakıyor" sorusuna verdiğimiz "tahtaya bakarak düşünüyoruz hocam" cevabıyla tatmin oldu.
Ağzımda kocaman bir gülümsemeyle yazıyorum bu satırları.Bir zamanlar hayatımda çok önemli olan,beni heyecandan uyutmayan,ellerimi titreten,ağzımı kurutan bu olaylar anı olarak anlatılınca ne kadar zararsız ve sevimli.Matematikten aldığım bir zayıf yüzünden günlerce uyuyamazdım şimdi gülümseyerek düşünüyorum.İnsan hayatında bir matematik yazılısı ne kadar da önemsizmiş meğer:)
Resim:Vincent Van Gogh


4 yorum:
kopyacı seni. hıh! :)
biz de çalışkan sanıyorduk tonton kızımızı. demek çalışkan olan ayçaymış :)) annene söyleyeceğim bu arada, görürsem tabi :))
Annem kopya çekmeme kızmazdı:) Ciddiyim.Yakaladıysan ve sonuç iyise annem için yeterliydi.Annemin kızmadığı nadir konulardan biri:))
sanırım anne ve babalarımızın da geçmişte kopya maceraları olduğundan kızamıyorlar :) annem yıllar evvel amcam ve halamla girdiği ehliyet sınavında amcamın kopya vermemesini hala söyler durur mesela :)
Meldacım,
Annem sonuca bakardı.Kopya çe ya da çalış ama ne olursa olsun başar.Notun yüksek olsun da:)
Annem kopya macerası falan anlatmazdı.Uyanıktır aleyhinde delil olabilecek ipuçları vermez;)
Sevgiler:))
Yorum Gönder