22 Nisan 2013 Pazartesi

Daha fazla sevemezdim

Bir haftadır yoktuk.Kocamın toplantısı olduğunda bize(Bubu ve ben) Ankara yolları gözüküyor.O sürede neredeyse yapışık yaşıyoruz.

Gece kendi yatağında uyumuyor beraber uyuyoruz sabah gözümüzü beraber açıyoruz.Alışveriş merkezlerinde beraber yiyor, zıplıyor ve koşuyoruz(o önde ben arkada)

Sonuçta eve dönüp rutine hayata başladığımızda kızımı çok özlüyorum.

11 Nisan 2013 Perşembe

Akıl veren

Bir yazı yazmak, bir fotoğraf paylaşmak kırk kere düşünmeyi gerektiriyor.Bir çokbilenler grubu var her yazıyı , her fotoyu eleştiren.

Instagramda kadın çocuklarının resmini koymuş, erkek çocuk bezli.Allahım ne yorumlar ne yorumlar.Çocuk hasta olurmuştan tutun çocuk p.o.rnosundan çıkın.

Çocuk yerde emekliyor hemen mikrop kaparcılar yazıyor yorumlarını.Çocuk elinde şekerle poz veriyor yedirmeyinciler iş başına.Ben de çocuğuma şeker vermiyorum ama kimseye de karışmıyorum açıkçası.Her çocuğu en iyi annesi bilir.Ben o çocuğu daha çok düşünüyor olabilir miyim Allahaşkına?

Ünlülerin foto altları daha da felaket.Gerçi saçma sapan marka çantalarla ayakkabılarla çok alınabilirmiş gibi foto koyan tiplere ben de kıl oluyorum.Ama eleştiri yazmıyorum da.Çünkü normal hayatta karşılaşsak yapmayacağım bir şey.Kırarım diye düşünürüm, kavga çıksın istemem, kendime yakıştıramam falan.Bu yüzden de sanal dünyada da çenemi kapalı tutup içten içten kınamakla yetiniyorum:)

Çok sıkılıyorum bu herşeye karışılması durumundan.Her sözün yorumlanmasından.Normal hayatta herkese her şeyi söyleyebiliyor muyuz? Burada da söylemeyelim.





4 Nisan 2013 Perşembe

Alkış

Çoktandır yazmamaktan rahatsızdım aslında.Olan her olayı, yaşadığım her garipliği not alıyorum sağa sola unutmadan yazmak için.Ama hayat koşturmacası ve kocamın evdeki bilgisayarları çalışma odasına toplaması gibi sebeplerle bir türlü yazamadım.Kızım yatmadan blog yazmam hatta bir saniye kendi kendime oturmam mümkün olmuyor:) O yattığında da oturma odasında bilgisayar yoksa kitap okuyor ya da tv izliyorum çünkü çalışma odası kızımın odası ile bitişik.Biz kızı yatırdıktan sonra değil o odaya o koridora bile geçmiyoruz mümkün mertebe.Aklımızı peynir ekmekle yemedik:)

Bugün ise iş yerinde kısa bir süre göz attığım blogumda yeni yıl yazısına bırakılan yeni isimsiz yorumların hissettirdiği mutluluk  içimdeki yazmıyor olmanın verdiği rahatsızlık ile birleşti ve bilgisayarı oturma odasına getirttim.Her akşam burada olsun diye de ricacı  ısrarcı  oldum :)

*Kızımız büyüyor çok şükür.Konuşmaya başladı.Her şeyi konuşuyor, espriler yapıyor, her söyleneni anlıyor.Çocukla her gün güzel ama o bir birey olmaya başladıkça daha bir anlamlanıyor sanki hayatım.'Bok ,ossuruk' gibi kelimeleri babasından 'galiba, sanırım, onun suçu değil' gibi kelimeleri benden 'ağzına tüküreyim' cümlesini ise kimliği bilinmeyen kişilerden öğrendi.Son cümleye nedense kimse sahip çıkmıyor:)

Kakasını tuvaleye yapıyor, herkesten alkış istiyor.Alkışlanmak için kakalar bitip mercimek kadar kalsa bile 'koşun koşun' diye çağırıyor bizi.Günde on posta tuvalete alkışlamaya giden Ayşe Abla 'bacım kızın sanki altın s..çyor' diyerek olaya son noktayı koydu.'Dede,anneanne, baba, anne sizi şaşırtacam' çığlıklarıyla banyoya doluşup kızımızın mucizesine:) şaşırıyor sonra vargücümüzle alkışlıyoruz.

*Bir sürü kitap okudum, hepsinden uzun uzun bahsetmek isterdim aslında ama uzun süreler sonunda bu mümkün olamıyor.Ama atlamak istemediğim bir yeni keşif yazar var; Markus Zusak.Kitap hırsızı ve Hiç kitaplarıyla en sevdiğim yazarlar arasına girdi.

Şu an elimde Elif Şafak 'Araf' var.Aşk ve siyah süt kitaplarını aynı kişi yazmamış gibi hissettirecek kadar güzel bir kitap.Çok akıcı,çok başka bir dil.O iki Elif Şafak kitabı deyim yerindeyse 'çırpıştırılmış' gibi kaldı bu kitaba kıyasla.İyi ki o kitaplara rağmen almış ve okumuşum Araf'ı.

*İş yerinde bir arkadaş emekliliğine daha iki yıl var sanıyordu meğer sekiz ay sonra emekli olması gerekiyormuş.Matematiği bayağı kötüymüş di mi:)Çok şaşırdık ve çok da üzüldük.65 yaşında ama hayatı işi olan biri.Sonrasında neler yapacak,sıkılacak mı gibi dertlere düştük.Ben kendimi düşündüm hemen.İşim olmadan neredeyse arkadaşım da yok gibi.Biraz asosyal bir tipim.Komşu ilişkileri falan sıfır.50 yaşından sonra ben de çeşitli derneklere falan katılayım, günlere gireyim,komşular edineyim emekli olunca boşluğa düşmeyeyim diye karar aldım.Şimdi yapamam çünkü kızım küçük:P 50 yaşından sonra ideal:))

*Kızımı hergün dışarı çıkarıyorum.Yağmurda bile.Hava soğuk olduğunda etraftaki dükkanlara, markete gidiyorduk.Yakınlarda harika kitaplar, oyuncaklar satan kocaman bir kırtasiye var.Toptancı gibi ama perakende satışı da var.Haftada üç gün falan yarım saatimiz orada geçiyordu.Çıkarken de bir oyuncak bir kalem, bir kitap alıyordum mutlaka.

Çalışanlar genelde şirin ama çok suratsız bir tip de var.Bizi gördüğünde resmen suratı asılıyordu.Ciddi ciddi rahatsız oluyordum.Sahibi mi diye sordum çalışan olduğunu öğrenince rahatladım.

Bir kaç gün önce girdiğimizde dükkanda diğer çalışanlar yoktu sadece bu suratsız vardı. Bubu tüm şirinliğiyle 'Ben geldiiiiiim' dedi ve kocaman gülümsedi.Surat bir karış 'artık gelmesen daha iyi olacak' dedi adam.'Burası oyun parkı değil' diye de ekledi.Biz de zaten kitap almaya geliyoruz dedim kulaklarıma inanamayarak.Ama oyuncaklara dokunuyor zarar verebilir dedi.Zarar verdiği bir şey olursa ben alırım dedim.Arkasını dönüp gitti ama ben gerçekten bitik bir halde kalakaldım.

Kızı kucakladığım gibi çıktım.Bubu da bir şeyler hissetmiş olmalı ki hiç itiraz etmedi apar topar çıkmamıza.Markete girdik alışveriş yapıyoruz ama ben ne etrafı görüyorum ne duyuyorum.Öyle üzgünüm.Dokunsanız ağlayacak vaziyetteyim.

Kocamı aradım anlattım.Sakin ol dedi hemen geldi.Yatıştırmaya çalışıyor ama ben cidden kendi kendimi yiyorum.Koca kadınım adamın teki beni dükkandan kovmuş.Nasıl gurur kırıcı bir durum.

Marketten çıktık ama ben de ses soluk yok.Araba birden o kırtasiyenin önünde durmasın mı?? Kocama ne oluyor demeye kalmadan aldı kızı indi.Sen arabada bekle dedi.Hedefi kızı içerde dolaştırmak bir şey diyen olursa da haddini bildirmekmiş.O esnada suratsız adamın dükkana girdiğini gördüm.Hemen aradım kocamı.Bir kaç dakika sonra beni aradı kocam gel içeri dedi.

Suratsız deyim yerindeyse eşekten düşmüş gibi şaşkın bakıyor bana.Kocam avazı çıktığı kadar bağırıyor adama.Sen nasıl esnafsın, neye zarar verildi, benim karıma kimseye laf söyletmedim bundan sonrada söyletmem vs.O bana üstten gelen, aşağılayan adam gitmiş yerine ezik biri gelmiş.Özür diliyor, kendimi yanlış ifade ettim diyor.Kırdıysam özür dilerim dedi sanki o laflarla birinin kırılmaması mümkünmüş gibi.

Beni kırmayı umursadınız mı sanki dedim.Ben cahil bir kadın değilim, eğitimli belirli bir yaşta koca bir kadınım benimle nasıl o şekilde konuşursunuz da dedim.

Sonra dükkan sahibinin adını alıp çıktık dükkandan.Eve gelince zaten gerekeni yaptık diye dükkan sahibini aratmadım kocama.

Kocam olmasa ben o dertle ölürdüm herhalde.Hiç sindiremezdim, hiç kabullenemezdim.Bir şey de diyememiş olmanın ezikliği ile ömür boyu hatırladığım her an üzüntüden fenalaşırdım.

Çok genç görünüyorsun dedi kocam.Bence kadın olduğum için.Bu şekilde bir tepki alacağını bilse cesaret edemezdi diye düşünüyorum.Bundan sonra da o dükkana girecek her genç annenin orada belli bir saygı görmesini garantilemiş olduk hiç değilse.Esnaflık öğrettik hatta.

Kocama bir kez daha aşık oldum.Hala aklıma her geldiğinde içim sevgiyle dolup taşıyor.Sağolsun.Canım.

Ah saat 24:00 olmuş.Hemen koşup yatmalıyım.En kısa sürede görüşmek dileğiyle..







31 Aralık 2012 Pazartesi

Yeni yıl :)

Yeni yıla yazısız girmemeliyim:)

2012 kızımızın büyümesi, iş hayatına geri dönmem gibi pek çok farklılık getirdi hayatıma.Koca kadın, çalışan anne falan oldum.Eski hayatıma dönüp baktığımda zamansızlıktan şikayet ettiğim dönemlere şimdi gülüyorum.

Ev düzenleme günleri yerini evde yapılacak işleri belirlemeye bıraktı.Yine listeler yapıyorum öğlen ve akşam yemeklerini onbeşer günlük periyotlarla belirliyorum bu listelere göre alışveriş listeleri yapıyorum yapılacak yemeklere göre günlük ev rutini oluşturuyorum,her akşam yoğurt mayalıyorum.Filan.

Bambaşka bir aile olduk bu sene.Evde konuşan,yürüyen,televizyonu dizinin en heyecanlı yerinde kapatıp halimize muzip muzip gülen,anne sütü bağımlısı,kaka diye haber verip tuvalete gitmeyen koltuk arkalarında kokutan, 'kocaman,tabi ki,anneanne,babaanne' diyebilen, ne sorulsa öncelikle 'yuk' diye itiraz eden biri var.Kocam dönüp 'çay yapayım mı' dediğinde benden önce 'çay!' diye bağıran biri:))

Geçmiş yıllardaki dileklerime dönüp bakacaktım zor geldi.Oldu olmadı karşılaşması yapamayacağım yani:)Ben bu yılın dileklerini yazayım ama.Yazınca olmaya yaklaşıyor gibi geliyor bana:)

1.Sağlık ve huzur.

2.Bir bebek daha.( Kocam bu satırda gözlerini devirecek, annem ve kayınvalidem okusaydı ise olur inşallah diyecekti)

3.Her tatilde bir yerlere gitmek istiyorum.Ama öylesine değil uzun uzun düşünülmüş seyahatler.Dört gün tatil mi var hoop ver elini İzmir, bayram tatili dokuz gün mü hop ver elini 'Barcelona':))))Planlanmamış tek saniye bırakmayacağım.İnşallah!

4.Daha çok kitap okuyacağım.Ipad deki saçma oyunlara zaman harcamayacağım daha az zaman harcayacağım:)

5.Daha şık giyineceğim.Ve bunun için üç kilo vereceğim çünkü sadece zayıfken giyinmek geliyor içimden:) Bu arada klasik beş kilo üç kilo oldu farkındaysanız:)) Kilo vereceğim en azından kilomu koruyacağım da bu maddenin gizli öznesi:))

6.Ailemi daha çok arıyacağım.Annemi artık her gün arıyorum! Anneannemi haftada bir kardeşimi üç günde bir kuzenlerimi ayda bir arayabilsem, özel günlerde de tüm akrabaları tek tek arasam muhteşem olur:)

7.Hayatı boyunca kendini en çok 'özgür' hissettiği zamanlarda mutlu hisseden biriyim ben.Son dileğimde özgürlük olsun.Bu sene kendimi hiç kapana kısılmış hissetmeyeyim.İstediğim her şeyi yapayım, her sözü söyleyeyim, her istediğimi yazayım.Sonucunda hiç üzülmeden tabi:)

İyi seneler!


6 Aralık 2012 Perşembe

Kahraman

Çok mutlu bir ruh halinde dizilerden, reklamlardan bahsedecek bir yazı vardı kafamda.Son bir iki gündür herşeyin üst üste geldiği bir dönem oldu ve sonuçta şu an yağmurlu havalarda içimi kaplayan huzursuz hali hissetmekteyim.

İş yerinde altımda çalışan bir elemanla sorun yaşadım önce.Çok önemsenecek bir şey değil ama bir insanla sorun yaşamak beni kesinlikle uzun süre meşgul ediyor.Olay bittikten sonra uzun uzun 'haksız mıydım acaba' diye düşünüyorum.Bu konuyu kocama , arkadaşlarıma anlatıp soruyorum.Genelde kendimi haksız hissediyorum çünkü.Sonra kocam ve arkadaşlarım olaya benden bile çok tepki veriyor,karşıdakine kızıyor ve haksızım hissi devam etmesine rağmen aklım 'oh neyse haklıymışım' diyor.

Ben çok idareci bir insanımdır aslında yani kendimi tanıyorum ve kolay kolay kavga etmeyeceğimi bilmeme rağmen 'haksızlık mı ettim' iç hesaplaşmasından bir türlü kurtulamıyorum.

Sonra şunu deseydim,bunu deseydimler başlıyor.İki gecede bu sebeple uyuyamıyorum.

Son aşamada 'çocuğun,kocan ,sen sağlıklısın, birliktesiniz, işin var,düzenin var şükret' moduna giriyorum.Bu işte düzelmenin ilk emaresi:)

Ama tam da  düzelme başlamışken hatta bugün öğlen arası alışverişe gitmiş beğendiğim lacivert kabanı indirimde olmamasına bile aldırmadan almışken alt komşumuz aradı.Bakıcının kızımıza bağırdığını ,hakaret ettiğini söyledi.Daha öncede söylemişti bunu evde kamera olmasına rağmen bir de ses dinleme cihazı yerleştirmiş dinlemiş ve sadece sevgi dolu sözler duymuştuk.İçimiz rahatlamıştı,alt komşuyu biz sandı falan demiştik.Yine de cep telefonumu vermiş bir sorun olursa yine lütfen aramasını söylemiştim.

Bugün alışveriş dönüşü aradı,kızınız ağlıyor bakıcı da hakaret etti duydum şu anda kapının önündeyim dedi.Hemen kocamı aradım kameraya bak ben dışardayım bakıcıyı arıyorum dedim.Aradım kızın yandan mutlu sesi geliyor, kadının sesi de sıkıntılı değil.Yine de kızımı telefona istedim şarkılar söylüyor falan.Kocama döndüm benden hemen sonra açıp bakmış mutlu mutlu oyun oynuyorlarmış.

Komşuyu aradım hatta o beni aradı anlattım kameradan baktık, aradık sorun yok ,alt komşu olmasın dedik.Ben eminim sizin evden geldi bakıcı kızınıza 'Allah belanı versin' dedi dedi.Uf ki ne uf.

Bakıcımıza güveniyorum, kameradan bakıyorum, arıyorum, kızım evdeyken mutlu.Komşumuzda hiç tanımadığımız biri hatta kendisiyle ilgili negatif düşünüyoruz genel olarak ama böyle bir konuda neden yalan söylesin?

İçimde bir sıkıntı.Bir huzursuzluk.Neyse ki hava güzel.

Bir de güvenlik kamerası kayıtlarından oluşan yeni Coca Cola reklamı var.Bu dönemde gerçekten izlemenin bana keyif verdiği, umut verdiği bir reklam oldu.Genelde kocaman bir gülümsemeyle izliyorum ama şu en son tren yolunda kalan arabayı hayatı pahasına iten adamın kahramanın olduğu bölümde mutlaka ağlıyorum.

O adam kahraman bu blogu okumuyordur , okumayacaktır ama ; 'o arabayı canın pahasına ittin ya bana yaşamak adına,kızımın yaşayacağı dünya adına umut oldun arkadaşım, sağol var ol''

Ve siz sayın okur bu satırları yazmak bile beni ne çok mutlu etti, rahatlattı bilseniz.Öyle çok anlatacak şey var ki, birikti ki..Öyle çok yazmak istiyorum ki..E o halde yakında görüşürüz diyerek bitirelim bu yazıyı;)

15 Ekim 2012 Pazartesi

Devam eden hayat

Mutlu olduğum her anın hemen sonrasında içimden utanıyorum.Yıllardır ağlayan her anne geliyor aklıma.Hepsinin acısını düşünüyorum.

Bazı günler aklıma bloga yazacak konular geliyor hatta not alıyorum.Ama ne zaman yazmaya niyetlensem aklıma son yazım geliyor.Sanki yazı yazarsam Mehmetlere ayıp olacakmış gibi hissediyorum.Ne yani artık bitti mi yasın diyorlarmış gibi geliyor....

Oysa yaz tatilinden, koltuk yüzlerini değiştirdiğimizden , yatak odasına aldığımız bazadan, kızımızın artık konuşmaya başladığından bahsetmek istiyorum.Üst kat komşumuzun  bize uğrayıp verdiği şok edici haberden , iş yeri havadislerinden , kışlık ev temizliğinden , kaç kilo olduğumdan ohoo yaz yaz bitmez bir durum var görüldüğü üzere.

Bu cumaya kadar zaman istiyorum. Geçeceğinden ya da unuttuğumdan değil ama hayat devam etmeli.Etmeli.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Mehmet

Çok uzun süredir yazacak o kadar çok şey birikti ki.Ama son dönemde olanlar...Nasıl yazayım? Bebeklerin bombalarla öldürüldüğü, teröristlerin dağdan inip milletvekilleri ile buluştuğu bir ülkede hayattan, günlük yaşamdan, neler yediğimden, ev düzeninden,kızımdan nasıl bahsedeyim?

Bir kaç Mehmet öldü diyip geçemiyorum ben..

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Raf

Bir önceki yazıyı şimdilik kaldırmam gerekti sayın okur.İş yerinde uyku sorunu olan bir sürü arkadaşım varmış meğer.Hepsine kendi çözümümü tavsiye ettim.Kitabımı verdim, yaptıklarımı uzun uzun anlattım filan.

Sonra aklıma internetten araştırılma ihtimali geldi, bir googleladım ve ne göreyim doktorun adı yazıldığında üçüncü sırada ben çıkıyorum.İş yerinde kendi kendimi ele vermiş olmamak için uyku yazımı ilerde tekrar yayınlamak için bir köşeye kaldırdım.



9 Temmuz 2012 Pazartesi

Kısa kısa

*Bu cuma tatile çıkıyoruz.Bebeklikten çocukluğa adım atmış olan kızımızla Antalyada bir otelde bir hafta geçirmeyi planlıyoruz.İnşallah!

*Gündüz uykusunu bir kereye düşürmeye karar verdim.Kocamla şöyle bir oturup sohbet edemez olduk.Erkenden uyuyan bebek gitti saat 23:00lerda uyumamak için direnen, oyun isteyen bir sıpa geldi.Oysa kaçta yatarsa yatsın biz işe gitmek için kalktığımızda gürültüye falan 07:30da uyanıyor.

Parka götürüyorum yoruyorum hergün yıkıyorum filan ama bana mısın demiyor.Oysa kameradan bakıyorum bakıcı gayet rahat uyutuyor bizim sıpayı.Benimle yatay pozisyona geçmesi bile meseleyken kadının dizlerine kendi isteğiyle yatıyor.Hey Allahım yarabbim.

Kız şöyle 21:00 gibi uyusa ben de kendime bir zaman ayıracağım, kocamla şöyle bir oturup günü konuşacağız.Çocuğumuz da dinlenmiş olacak.Gündüz uykusu gece uykusunun yerinin tutmaz sonuçta.

Çok kararlıyım bu uyuma konusunda.Bakalım.

*55 kiloyum:)) Nihayet!! 40 pare top atışı ile kutlayalım!

55.4 aslında ama 400 gramın lafı bile olmaz:P 3 kilo daha verirsem lise yıllarıma dönmüş olacağım.Ki dönmesem de olur ben kilo vermekten çok korumaya çalışıyorum:)

Şu an 38 bedenim ama 36ya yakın bir 38.Öncesinde 40a yakın bir 38dim:)

Herkes farketti kilo verdiğimi.Yahu üç kilo bile bu kadar mı farkeder? Etrafımda daha fazla zayıflama falan diyen gıcıklar oldu:) Şu an iyiyim ama üç kilo daha verirsem çok iyi olacağım.

Bu son üç kilodan sonra daha fazla vermemem lazım ama.52 sonrası çirkin oluyorum çünkü.52 benim ince bacaklı ,göbeksiz ve 2 kilo alsa bile göze batmayan kilom.Sonrasında devamlı bir takip tabi.Bir kilo bile alsam önemseyip verene kadar dikkat edeceğim.

Eylülde de spora başlayacağım.Kas kütlemi arttırmaya çalışıyorum artık zayıflamak ilk hedefim değil çok şükür.Kas kütlem çoğalırsa daha zor kilo alırım.Daha çok yemek yiyebilirim:)

İnşallah!


*Bu cuma Ayşe Abla gelmedi aradım{ boynu tutulmuş!}  cumartesi gelirim dedi yine gelmedi{bir akrabası kaza yapmış 5 saatlik yola günü birlik memlekete gitmiş!}Besbelli yalan, besbelli bir başkasına gitmiş ben nasıl olsa cepteyim ya.

Ben aramasam haber de vermiyorlar belli bir saat olunca merak edip arıyorum.Hastalık olabilir sen akşamdan haber versen ben hiç çamaşır yıkamam evi bir siler, viledayla geçer temizlerim.

Sinirimden oturup ağladım.Gelmeyeceğini söylese çamaşır yıkamam ama o gelecek diye dünyaları yıkamışım.Bir kısmını astım ama devamını asmak için balkonun yıkanması lazım, hava sıcak, kız durmaz me.me,oyun ister...

Ağlaya ağlaya yatakları değiştirdim, çamaşırların kuruyanlarını kaldırdım, ütülenecekleri ayırdım, kalanları katlayıp yerleştirdim, banyoyu, lavaboları falan temizledim.Sonra evi şöyle bir süpürüp çıktım.

Kocamla kayınvalidemlerin yazlığına gittik.Evi falan hiç takmadım.Ağladım diye kızdım hatta kendime.Pazar günü arayıp konuştum o mazeretlerini sıraladı ben neden üzüldüğümü söyledim sonuçta pazartesi geleceğini söyledi.

Ev temizliği bana zul değil yaparım hem de zevkle.Çamaşırımı da kendim yıkayacak olsam azar azar yıkar , asar ütüler kaldırırım.Üniversitede okurken tek evde kalıyordum evim tertemiz ve düzenliydi.

Bir anda dağılmış, büyük temizliğe hazırlanmış evle başbaşa kalmak beni çok gerdi.Bir yanda Duru, bir yanda sıcak hava, bir yanda haftasonu olmasının getirdiği rehavet...Neyse çok şükür geçti.

Bugün eve gidip temiz düzenli evimi göreceğim için çok mutluyum.İnşallah!

25 Haziran 2012 Pazartesi

Haftasonu

Haftasonu olur da kötü olur mu:)

Önce geç uyanmaya başlayan kızımızın keyfini sürüyoruz.09:00 yazıyla dokuz gibi uyanıyoruz mesela.Ah ne muhteşem bir his o sabahın köründe uyanmamak.Sonra birimiz gidip kahvaltıyı hazırlıyor diğeri kızla oynuyor, giydiriyor, poposunu yıkıyor filan:)

Balkonda kahvaltı yapıyoruz.Duru biraz yiyor sonra sıkılıyor onu mama sandalyesinden indirip gözleyerek biraz daha bir şeyler yiyoruz, çay içiyoruz sonra azgınlık yapmaya başlıyor masayı toparlayıp içeri giriyoruz.

Serilip gazete okuyoruz. Duru bir babasına gidiyor ben okuyorum bir bana geliyor kocam okuyor şeklinde tabi:)) Kudurukluk had safhaya varınca evden çıkıyoruz.

Havalar çok sıcak olduğu için mümkün olduğunca geç çıkıyoruz.Havalar bu kadar sıcak değilken kahvaltıyı da dışarda yapıyorduk.Sabah kalk evden çık şeklinde:)) O dönem kahvaltıda hep bir arkadaşımız da oluyordu, daha bir sosyaldik:))

Duru arabaya binip uyuyor.Biz de arabayla dolaşıyoruz bir kenara çekip gazete, dergi falan okuyoruz.Sonra uyanıyor ve genelde bir alışveriş merkezine gidiyoruz akşaüstüne kadar da oralarda takılıyoruz.Kıyafet bakıyoruz, bir şeyler içiyoruz, oyun alanlarına giriyoruz derken serinlik çökmüştür diye düşünüp sokaklara atıyoruz kendimizi.

Arkadaşlarımızı arıyoruz.Buluşup biraz yürüyoruz ama mutlaka bir çocuk parkına varıyor yürüyüşümüz.Duruyu sallıyoruz, çocuklara bakıyoruz, peşinde koşuyoruz.Zorla ikna oluyor parktan çıkmaya.

Bir yerlere yemek yemeye gidiyoruz ya da daha önce yemişsek çay içmeye.Çay için genelde parkı olan bir yer seçiyoruz.Bir ben bir babası peşinde bazen arkadaşlarımızın çocuklarının desteğiyle günü bitiriyoruz.

Eve dönüyoruz bazen balkonda karpuz keyfi yapıyoruz.Ya da babaannesine gidiyoruz dede babaanne severken biz de oturup dinleniyoruz.Çok nadir de ev gezmesine gidiyoruz akşamları.Bir sebebi oluyor ama çocuk görme, yeni iş tebriği filan gibi.

Hergün banyo yapıyor kuzu.Banyo sonrası haşat vaziyette seriliyor yatağa.Şanslıysam:) Şanssızsam banyo sonrası kudurukluk devam:))))

O uyuduğunda evdeki işlerimi hallediyorum.Mutfağı toparla, buzdolabını kolaçan et, yoğurt mayala,banyoya göz at, yıkanacak çamaşırları ayarla, lekelilere sprey sık,yemek listesi ayarla,Durunun çantasını gözden geçir eksikleri yerleştir gibi ertesi günün gereklerine göre değişen işler bunlar.Bazen hiçbirini yapmıyorum bazen hepsini yapıyorum.

Sonrasında hemen bir çay alıp ya da karpuz kesip(kesilmiş karpuza çatal sallayıp, hiç karpuz kesmedim altı yıldır kocam sağolsun) dergi falan okuyorum.Kocamla sohbet ediyoruz bir yandan.Günü konuşuyoruz.Sonra yatağa gidip kitap okurken sızıyoruz.

İşte böyle..