29 Kasım 2009 Pazar

Bayram notları

*Bugün ‘Neşeli Hayat’ filmine gittik.Muhteşem diyemem ama güzeldi.Cem Yılmaz’ın saçma sapan filmlerinden çok çok çok daha iyiydi.Sıcak,sevimli bir film diyebilirim.Yılmaz Erdoğan iyi bir yazar.

*Kate Moss ‘hiçbir şey sıskalık kadar zevk vermez’ demiş.Lanet olsun.Bu ara zayıflamaya o kadar takmış durumdayım ki kadının ne demek istediğini anlıyorum.Lanet olsun demiş miydim?

*Bayram sonrası derin dondurucum daha da güzel oldu.Fotoğraf çekmemek bu kez çok daha zor oldu.Ama neyse ki hala o kadar manyak değilim:P-henüz-

* Bayramda ziyarete gittiğimiz bir evde ev sahibi kadın hafif çatlaktı.Kocası kocamın iş arkadaşı olduğu için gittik normalde ailece görüşmüyoruz ben kadının çatlak olduğunu duyuyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Çok stresli bir yarım saat geçirdim.Her cümlemden sonra ne cevap verecek diye endişeleniyordum.

Bloga twitter muamelesi yaptığımın farkındayım ama bayramda ancak bu kadar…

28 Kasım 2009 Cumartesi

Bayram


Çok hareketli bir gündü.Nihayet bitti.Eve geldik ayaklarımızı uzatıp film izleyeceğiz(oh)..Eve girdiğimde yerleri öpesim geldi.

Aslında uzun upuzun bir yazı yazacaktım,bugün yaptığım her şeyi yazacaktım sonra yazmaya başlayınca yazdığım her şeyi çok uzun ve gereksiz buldum.Ama şunu söylemeden geçemem:

Bayramın haftasonuna denk gelmesini kınıyorum:P

Herkese iyi bayramlar…:)

25 Kasım 2009 Çarşamba

Komik değil


Bir reklam var..Genç bir çocuk şaka yapmak amaçlı bir kızın ağabeylerine gidiyor kız kardeşlerinin kendi kız arkadaşı olduğunu,kendinde kaldığı bir gün diş fırçasını unuttuğunu ve iade etmek istediğini söylüyor.

Aslında komik bir şey.Yani Türkiyede yaşamıyorsanız komik.Bilmiyorum ki bu reklamcılar gökten falan mı düşüyor?Normalde Marsda mı yaşıyorlar acaba?

Bu ülkede bundan çok daha azı için kadınlar öldürülüyor.Camdan baktı,erkek arkadaşı var, birini seviyor,bizim seçtiğimiz adamla evlenmedi,kocasından ayrıldı gibi çook geçerli(!) sebeplerle kaç kadın katledildi,katlediliyor!

Güldünyayı unuttunuz mu?

‘Kadın cinayet kurbanlarının yüzde yetmişi, eşleri ya da erkek partnerleri tarafından öldürülmektedir. Her üç kadından biri yaşam boyunca dövülmekte, cinsel ilişkiye zorlanmakta ya da taciz edilmektedir. Onbeş - kırk yaş arası birçok kadın, kanser, trafik kazası ya da sıtma yerine, toplumsal cinsiyet kökenli şiddet yüzünden ölmekte ya da yaralanmaktadır.’

*Bu fotoğraf da bana ait değil,maille gelmişti.Fotoğrafın sahibinden yine özür dilerim.

24 Kasım 2009 Salı

Yağmur


Bugün eve biraz geç geldim.Bir toplantım vardı çıkışta da bana gelen kargoyu almaya uğradık.Paketi açtığımda elime her aldığım kutuya çığlıklar attım.Bize memleketten paket gelmiş de:)

Gerçi memleket neresi deseniz uzun uzun düşünürüm.Annem ve babam Türkiyenin farklı şehirlerinden hatta farklı bölgelerinden.Üniversitede tanışmışlar.Her ikisinin de bölgesinde bile olmayan bir şehre yerleşmişler ,biz o şehirde doğup büyüdük.Ben annemin memleketini de,babamın memleketini de, doğup büyüdüğüm yeri de memleketim sayarım.

Babam buna kızar mesela.Babanın memleketi senin memleketindir der.Laf aramızda benimse kendimi en uzak hissettiğim yer babamın memleketidir.En çok annemin memleketini severim ve kendimi oraya ait hissediyorum ama sanırım doğup büyüdüğüm şehir benim memleketim demem gereken yer.

Ama her üç şehrin de yemeklerini eşit severim.Her yerin sadece orada yaşayanların bileceği lezzetleri vardır,hani çok ünlü olmamıştır ama orada doğup büyüyenler ya da uzun süre yaşayanlar bilir.Ben böyle yerel halkın bileceği incelikleriyle severim hem de.

Sonra evlendim sürpriz şu ki kocam da başka bir bölgedeki bir şehirden:) Neyse ki onlar ailecek aynı yerden.Bu bünye daha fazla karışımı kaldıramazdı zaten:)Kayınvalidemin yaptığı bir takım dolmalara falan da bayılıyorum size hiç sürpriz olmamıştır:)

Toplamda dört farklı bölge oldu bu arada:)

Gelenler annemin ve babamın memleketinin bir takım özel lezzetlerinin karışımı.Küçük paketlere ayırdım,derin dondurucuya yerleştirdim.El atmışken dondurucuyu bayrama da hazırladım.Her paketin üzerine küçük beyaz etiketler yapıştırdım.Zamanla ne nerede unutuluyor çünkü.Elime alıp incelediğim şeffaf poşette ne var diye uzun uzun düşündüğümü bilirim.Neymiş peki ; artan kurabiye hamuru fi tarihinde top yapılıp dondurucuya atılmış:)

Sonuç kadar güzel oldu ki kocamı çağırıp gösterdim.Bunun fotoğrafını çekip bloga koy bence dedi.Yok artık dedim.

Yok artık sayın okur.O kadar da delirmiş değilim-henüz-.Ama itiraf etmeliyim ki iş hayatımdaki başarılar,övgüler bana evde yaptıklarımın hissettirdiği tatmin duygusunu vermiyor.Bir toplantıda aldığım övgüleri on dakika sonra unutuyorum ama eminim o derin dondurucu sabah bile hatırladığımda beni mutlu edecek:)

Şimdi gidip alttaki yazının yorumlarına cevap yazacağım.Bu arada fotoğraf bana ait değil, kimin bilmiyorum bana gelen bir mailde vardı.İlk kez kendime ait olmayan bir fotoğrafı koyuyorum sahibinden özür dilerim.

22 Kasım 2009 Pazar

Pazar pazar


Twillight filmini seyrettim.Tam bir hayal kırıklığı..Yani o muhteşem kitaptan bunu mu çıkarmışlar diye şaşkın şaşkın izledim filmi.Kitabı okumamış olsam beğenirdim belki ama kitap öylesine büyüleyici ve etkileyiciydi ki..Okurken beni bu dünyadan tamamen koparmıştı.Gerçek anlamda dünyada değil bir tür ‘ara bölümde’ yaşıyordum o kitabı okurken.

Oyunculuklar rahatsız edici derecede kötüydü.Edward eh işte ama Bella..İnsanların gözlerine bakamayan,tutuk,duygusuz bir kız..Çekingen bir kız bu kadar kötü oynanabilir.

Alacakaranlık serisini herkese şiddetle tavsiye ediyorum.Elimdeki kitap bitince ben tekrar okumayı düşünüyorum.Hele ilk kitap,ah o ilk kitap.Argh.(evet biraz manyağım)

Kocam yokken izlemek istediğim birkaç film daha vardı yani onun asla izlemek istemeyeceği filmler..Tehlikeli oyun ve Ölümcül oyunlar..Sonra misafirim geldiğinde filmlerin etkisinde kalırım,normal olmayan bir ruh haline bürünürüm,gergin ya da mutsuz olurum korkusuyla seyredemedim.

İnsanların birbirine yaptığı zalimlikler ve psikolojik şiddet beni çok etkiliyor.Merak ediyorum,izlemek istiyorum ama sonrasında sıkıntılı ,kötü bir hava sarıyor etrafımı. Kötü haberleri,filancanın ölüm anı,falancanın başına neler geldi vah vah gibi videoları hiç izlemiyorum ama filmleri yine sanatsal değeri var diye izlemek istiyorum.

Ben izleyemesem,bakamasam da bu insanların kötülük yapan varlıklar olduğu,yüzyıllardır birbirini öldürüp durduğu,halen bir yerlerde birilerinin işkence gördüğü gerçeğini değiştirmiyor.Böyle düşününce çok üzülüyorum.

Yazıya neden başladım nerelere gitti.Ben misafirimden bahsedecektim aslında.Kahvaltı çok güzeldi.Umduğumdan çok şey yedi ve masada ben bunu yiyemem dediği hiçbir şey de yoktu.Yumurta bile yedi,düşünün.Kendimi tutamadım ve tek bir yumurta yaptım.Kalp şeklindeydi ve tereyağına kırılmıştı.Tek lokma bile bırakmadan yedi yumurtayı:)

Son anda kabaklı kek yapmaktan vazgeçtim.Muffinler yaptım.Bir hamur hazırlayıp çeşitlendirdim.Bir kısmını mandalinalı yaptım,bir kısmını kavunlu bir kısmını da kavunlu,mandalinalı ve damla çikolatalı yaptım.Kavunlular çok başarısız oldu kavun reçeliyle yapmıştım o da yapışkan bir hal alıp kalıptan çıkmalarını zorlaştırdı.Kavunlular kalıba yapıştı kopuk kopuk oldular.Mandalinalılar ise model gibiydi:)

Bol bol konuşup dertleştik.O anlattı ben dinledim.Yorumlar yaptık.Biten bir evlilik çok kötü ama devam eden kötü bir evlilik daha kötü.Böyle hayati konularda karar vermek ok zor.Gelecekte neler olacağını birkaç dakikalığına görebilsek keşke.

Neyse ben gidip alttaki yazının yorum cevaplamasını bitireyim:)Bu da kahvaltı masasının tam bitmemiş ama neredeyse hazır halinin bir fotoğrafı:



Pazartesi görüşürüz..

21 Kasım 2009 Cumartesi

Not olacaktı aslında yazı oldu


Çatı Katı blogunun sahibi ',':) Victora'nın bloguna mutlaka bakmalısın.

Bunu not olarak yazacaktım ama sonra belki gözden kaçar diye yazı yaptım.Bir de yorumlara cevap yazma konusuna açıklık getirmek istiyorum çünkü kendimi bu konuda çok kötü hissediyorum.

Yorumlara cevap yazmak çok zor.Binlerce yorum alıyor değilim ama bazen yazı yazmaktan uzun sürüyor cevap yazmak.Kısa geciştirilmiş şeyler yazmamak için uğraşıyorum çünkü.

İşin komiği bazen de çok istiyorum bir şeyler yazmak bu seferde daha önce yazmadığım kişileri kırarım diye korktuğum için bir şeyler yazamıyorum.

İki arada bir derede sıkışmış durumdayım.Yorumlar kadar beni mutlu eden hiç bir şey yok şu blogda.

Goob,Firdevs,Deniz,Züleyha,Anne ve Kızları,Kaymaklı kadayıf,Esin,Victora,Kuaybe,Mert'im,Prima Rima,Gazel vakti,Güneşli Günler,Oya Kayacan,Asortik Krep,Çatı Katı,Yass,Yazmak İyidir,Petunya,Deryamisal,Çiçekkafa,Petunya,Moonsun ve adını burada yazmadığım ama yorumlarını gülümseyerek okuduğum tüm yorum yapan arkadaşlarımı kocaman kucaklıyorum..

Bu kafası karışık yazara yorumlar konusunda bir yol gösterin, ara sıra cevap yazsam nasıl olur,herkese yazamazsam kızmayacağınızı söyleyin.

Kurtarın beni bu arada kalma durumundan.Fotoğraftaki de benden size gelsin hatta...


Bugün ve yarın eşimin toplantısı var.Bugünkü akşama kadar sürecek akşam eve gelip sonra yola çıkacak çünkü yarınki toplantı yakın bir şehirde.Gece evde yalnızım yani.

Pazar sabahı eşiyle ayrılma durumu olduğundan bahsettiğim arkadaşımı kahvaltıya çağırdım.Çok iyi kalpli,tatlı biridir.

Arkadaşım hiç et yemez,yumurta falan da sevmiyor.O yüzden kahvaltı menüsünü hazırlamak zor oldu.Sucuksuz,omletsiz bir kahvaltı bizim evde yarım kahvaltıdır:)Kocam bir yumurta delisidir,şu alttaki menüyü ona hazırlasam burun kıvırır :)Misafirim neyse ki peynir seviyor.Bir de abur cubur şeylere bayılır.Buna göre hazırladığım menü:



Peynir tabağı(dört çeşit krem peynir,beyaz peynir,kaşar peyniri,tel peynir,ezine peyniri)
Kabaklı kek
Salatalık,domates,yeşil biber
Yeşil zeytin salatası
Pankek
Reçeller
Bal
Nutella
Fıstıklı tahin helvası

Akşama doğru aklıma eklenecek bir şeyler gelir belki.Aslında bu kadarı bile fazla dediğim gibi her şeyi yemeyen yediklerinde de sadece bir çatal alan biri gelen misafir.Çok sağlıksız bir beslenme şekli var,incecik evet ama kesinlikle sağlıklı bir incelik değil.

Yemek yemeyen misafiri ağırlamak zor oluyor.Bu durumlarda ikramı hafif tutuyorum.Çünkü hazırladığım çeşitlerin sofrada kalması çok can sıkıcı üstelik misafire de eziyet.Hani bendeki ‘hazırladım yensin’ düşüncesi ona ‘hazırlamış yemeliyim’ baskısı şeklinde yansısın istemem.Ben misafirimi mutlu etmeye çalışıyorum sonuçta.

Bu yüzden çok ısrar da etmem kimseye.Normalde çok yiyen biri o gün daha az yemek istiyor olabilir,rejimde olabilir.Bana ısrar edilmesinden de hiç hoşlanmıyorum.Yiyeceğim varsa da yemiyorum.Tabağı fırlatmak geliyor içimden.

Mesela anneannem bu konuda felakettir.Tam bir ısrarcı.Bir keresinde midesi alınmış bir akrabamız gelmişti ona bile ısrar kıyamet tonla yemek yedirdi üstüne de kadayıf tatlısı ikram etti.Anneannem bana ısrar ettiğinde ona kızmıyorum ama.Çok seviyorum onu bir de çok özlüyorum ondan sanırım.

Sonrasında da film falan izler dedikodu yaparız diye düşündüm.Akşam için de kendime film aldım.Sevgili Kuaybe'nin blogunda okuduğum Twillight filmini aldım.Bu serinin kitaplarını okumuş ve kendimi kaybetmiştim hatırlarsanız ve filmini de izlemeyi düşünmüyordum kitap kadar etkileyici olamaz diyordum sonra Kuaybenin filmden bahsederken ki çoşkusu bana çok tanıdık geldi.Kitabı okuduğumda bana olan filmi izlediğinde ona olmuştu:) O hissi tekrar yaşarım belki diye aldım filmi.Biraz zaman geçsin kitapları da tekrar okuyacağım:) Ergen kızlar gibi davranıyorum farkındayım:)

Bu akşam kocam yola çıktıktan sonra izleyeceğim.Akşam çabuk geçecek böylece.Kabaklı keki de akşamdan hazırlayacağım.Zeytinleri de akşamdan yıkayacağım şu an acı suyun içinde suyunu değiştire değiştire tatlandıracağım.Salatasını da içine maydonoz ve domates doğrayarak hazırlayacağım.Üzerinde zeytinyağı limon belki biraz nar ekşisi.Hımm yeme de yanında yat:)

Bu günlük haberler bu kadar.